Hürmüz Boğazı'nda düğüm çözülecek mi? Üç kritik senaryo
İran Savaşı'nda krizin merkezine oturan Hürmüz Boğazı'nın geleceği için üç senaryo öne çıkıyor.
ABD ve İsrail’in 2026 Şubat sonunda İran’a yönelik başlattığı saldırılar, Hürmüz Boğazı’nı çok boyutlu bir krizin merkezine taşıdı.
İran Devrim Muhafızları’nın gemileri hedef alması ve geçişleri kısıtlaması, Uluslararası Enerji Ajansı’na göre küresel enerji piyasası tarihinin en ciddi arz kesintisine yol açtı.
Al Jazeera'nin haberine göre bu karmaşık tabloda, krizin seyrine ilişkin üç temel senaryo öne çıkıyor: bölgesel askeri müdahale, ABD öncülüğünde uluslararası operasyon ve diplomatik müzakere süreci.
BİRİNCİ SENARYO: BÖLGESEL ASKERİ MÜDAHALE
İlk senaryo, Körfez İşbirliği Konseyi ülkeleri ve Ürdün öncülüğünde, ABD’nin doğrudan katılımı olmadan boğazın askeri operasyonla açılmasını öngörüyor. Ancak bu seçeneğin önünde ciddi askeri ve siyasi engeller bulunuyor.
Körfez ülkeleri son yıllarda ordularını modernize etmiş olsa da İran’ın asimetrik tehditlerine karşı yeterli deniz gücü, mayın temizleme kapasitesi ve hava savunma sistemlerine sahip değil.
Ayrıca olası İran misillemeleri, özellikle enerji altyapılarını hedef alabileceği için, koalisyon içinde çatlaklar oluşma riski de yüksek.
Uzmanlara göre bu senaryo, İran’ın “ileri savunma” doktrini nedeniyle bölge genelinde daha geniş bir askeri tırmanışı tetikleyebilir. Böyle bir durumda Pakistan’ın arabuluculuk rolünün de büyük ölçüde devre dışı kalması bekleniyor.
İKİNCİ SENARYO: ABD ÖNCÜLÜĞÜNDE OPERASYON
İkinci senaryo, bölge ülkelerinin ABD ile birlikte hareket ederek, deniz ulaşımını yeniden sağlamak amacıyla koordineli bir askeri operasyon yürütmesini öngörüyor.
Bu model, sınırlı güç kullanımıyla karşı tarafı davranış değişikliğine zorlamayı hedefleyen “zorlayıcı diplomasi” çerçevesine oturuyor. Ancak bu yaklaşımın başarılı olabilmesi için askeri kapasitenin inandırıcı olması, İran’ın maliyetleri yüksek görmesi ve geri adım atabileceği bir çıkış yolunun sunulması gerekiyor.
Tahran’ın ABD’nin müzakere planına verdiği yanıt pazarlık sinyalleri içeriyor. Ancak İsrail’in müzakereye karşı tutumu ve ABD’nin dolaylı temaslarının stratejik hedefleri zayıflatabileceği endişesi, bu senaryoda koalisyon içinde gerilim yaratabilir.
ÜÇÜNCÜ SENARYO: KONTROLLÜ GERİLİM VE MÜZAKERE
Üçüncü ve kısa vadede en olası görülen senaryo ise İran’ın boğaz üzerindeki kontrolünü sürdürerek bunu ABD ile yürütülen müzakerelerde bir baskı unsuru olarak kullanması.
İran’ın 26 Mart’ta Çin, Rusya, Hindistan, Irak ve Pakistan’a ait gemilere sınırlı geçiş izni vermesi, bu stratejiyle uyumlu bir adım olarak değerlendiriliyor. Bu hamleyle Tahran, hem kontrol kapasitesini gösteriyor hem de siyasi olarak yakın gördüğü ülkelere avantaj sağlıyor. Uzmanlar, bu yaklaşımı “zorlayıcı pazarlık” olarak tanımlıyor.
İran’ın tazminat talepleri ve boğaz üzerindeki egemenlik vurgusu ise müzakerelerde geri adım atabileceği yüksek başlangıç pozisyonu olarak görülüyor.
Bu senaryoda Pakistan’ın arabuluculuğu kritik önem taşıyor. Kademeli bir çözüm kapsamında, yaptırımların kısmen kaldırılması karşılığında boğazın aşamalı olarak yeniden açılması ve Birleşmiş Milletler gözetiminde çok taraflı bir deniz güvenliği mekanizması kurulması en sürdürülebilir seçenek olarak öne çıkıyor.
EN OLASI SENARYO DİPLOMATİK DENGE
Uzmanlara göre bu üç senaryo birbirini dışlamıyor, aksine aynı kriz ortamında eş zamanlı baskılar olarak varlığını sürdürüyor. Ancak kısa vadede en güçlü ihtimal, İran’ın Hürmüz Boğazı’nı bir pazarlık aracı olarak kullanmayı sürdürdüğü ve dolaylı müzakerelerin devam ettiği üçüncü senaryo olarak öne çıkıyor.
Diğer iki seçenek ise diplomasinin başarısız olması halinde gündeme gelebilecek, ancak yüksek gerilim riski taşıyan alternatifler olarak değerlendiriliyor.