İletişim Başkanı Duran: israilin soykırımları karşısında küresel sistem suskun kalmıştır
Beşinci Uluslararası Stratejik İletişim Zirvesi STRATCOM 2026’da konuşan Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanı Prof. Dr. Burhanettin Duran, " israilin soykırımları karşısında uluslararası hukuk işletilmemiş, sivillerin katledilmesi karşısında küresel sistem suskun kalmıştır." ifadelerini kullandı.
Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanı Prof. Dr. Burhanettin Duran, STRATCOM 2026 Zirvesi’nde uluslararası sistemdeki çok boyutlu krizleri, çifte standartları ve dezenformasyon çağını anlattı; Türkiye’nin barış ve hakikatin yanında duran yaklaşımını paylaştı. Duran, zirvenin beşincisini düzenlemenin kendileri için bir iftihar vesilesi olduğunu vurgulayarak, "Uluslararası bir marka hâline gelen STRATCOM’un bu yıl da yoğun bir teveccühe mazhar olmasından duyduğum memnuniyeti özellikle ifade etmek isterim" diye konuştu.
"Uluslararası düzenin aşınma sürecini artık geride bırakmış bulunuyoruz"
Prof. Dr. Duran, bu yıl zirvenin temasıyla ilgili olarak, "Uluslararası Sistemde Kırılma: Krizler, Anlatılar ve Düzen Arayışı" başlığı altında, stratejik iletişimin teknik boyutları ile uluslararası sistemin çok boyutlu krizlerini ve bu krizleri derinleştiren anlatıları ele alacaklarını ifade etti.
Duran, İkinci Dünya Savaşı sonrasında kurulan uluslararası düzenin aşınma sürecini geride bıraktıklarını belirterek, " Bilindiği üzere, İkinci Dünya Savaşı sonrasında kurulan uluslararası düzenin aşınma sürecini artık geride bırakmış bulunuyoruz. Bu sürecin ardından, henüz tam olarak ne şekil alacağını bilmediğimiz yeni bir dünyaya giriyoruz. Wallerstein’in o meşhur ifadesiyle, 'bildiğimiz dünyanın sonundayız.'
Bir zamanlar daha çok akademik öngörülerde ve futuristik anlatılarda yer bulan bu dönüşüm, bugün artık somut bir gerçeklik olarak kendini dayatıyor. Bugünün dünyasında belirsizliğin ve güvensizliğin hâkim olduğu, çifte standardın ise artık gizlenemeyecek ölçüde görünür hâle geldiği bir evredeyiz. Bu tablo, yalnızca geçici bir dalgalanmaya değil, daha derin ve yapısal bir dönüşüme işaret ediyor.
Antonio Gramsci’nin işaret ettiği 'canavarlar', bugün askeri, ekonomik ve teknolojik araçları seferber ederek en basit çıkarlarını dahi hiçbir apolojik gerekçeye ihtiyaç duymadan elde etmeye yönelmektedir. Bu eğilimin doğal bir sonucu olarak, uluslararası sistemde uzlaşı ve diplomasi giderek geri plana itilmekte; güç kullanımı ise birincil araç hâline gelmektedir. Artık bu aktörler, uyuşmazlıklarını savaşarak çözmeyi; iç meselelerini ise silahlı bastırma yöntemleriyle yönetmeyi tercih etmektedir. Güvenlik anlayışı da aynı doğrultuda sertleşmiş; tehdit söylemleri, önleyici savaş doktrinleri ve sürekli kriz üretimi bu yaklaşımın temel araçları hâline gelmiştir. Bu dönüşümün en çarpıcı yansıması ise normlar ve değerler alanında görülmektedir." dedi.
Küresel krizler ve çifte standartlar
Prof. Dr. Duran, çifte standardın artık gizlenemeyecek şekilde görünür hâle geldiğini vurgulayarak, "İkinci Dünya Savaşı sonrasında 'bir daha asla' denilen soykırımların bugün adeta canlı yayınlarda gerçekleştiği; güç kullanarak toprak kazanma girişimlerinin ise açıkça ve pervasızca dile getirildiği bir dönemdeyiz.
Bu tablo, çifte standardı sistematik biçimde uygulayan bir grup ülkenin, iddia ettikleri ahlaki üstünlüğü aşındırmakla kalmayıp büyük ölçüde yitirmesine yol açmıştır. Aynı ülkeler, kendi sınırları içinde İslamofobik ve ırkçı söylemleri sıradanlaştırarak bu çelişkiyi daha da derinleştirmektedir.
Bu çelişkili ve sertleşen ortam, yalnızca küresel düzeyde değil, bölgesel dinamiklerde de yıkıcı etkiler üretmektedir. Öte yandan, bölgesel destabilizatör aktörler bulundukları coğrafyalarda hayatı tüm taraflar için zehirlerken; bir kanser hücresi gibi yönsüz, hedefi belirsiz ve sonu olmayan saldırgan politikaları “yeni stratejik denklem” olarak sunmaya çalışmaktadır.
Bu durum, mevcut istikrarsızlığı derinleştirmenin ötesinde, geleceğe dair belirsizliği de kalıcı hâle getirmektedir. Gazze’de yaşananlar bunun en çarpıcı örneğidir. israilin soykırımları karşısında uluslararası hukuk işletilmemiş, sivillerin katledilmesi karşısında küresel sistem suskun kalmıştır. Batı ana akım medyası da bu süreçte hakikati gizleyen, saldırganlığı perdeleyen ve tek taraflı anlatılar üreten bir çizgi takip etmiştir. Çocukların katledilmesi görmezden gelinirken, çarpıtılmış anlatılar üzerinden yeni bir algı zemini inşa edilmeye çalışıldı.
Bu durum, yalnızca siyasi bir başarısızlık değil, aynı zamanda derin bir ahlaki çöküştür. Bu noktada, teknolojik dönüşüm süreci krizin etkisini daha da ağırlaştırmaktadır. Yapay zekâ, algoritmalar ve dijital manipülasyon araçları, yaşananları kimi zaman görünmez kılmakta; kimi zaman ise gerçekliği çarpıtarak bambaşka biçimlerde algılanmasına neden olmaktadır. Uluslararası toplum, enformasyon çağının hızını henüz sindirememişken, şimdi çok daha yıkıcı bir evreyle—dezenformasyon çağıyla—karşı karşıyadır. Bu yeni evrede, yalnızca bilgi değil, hakikatin kendisi de sistematik biçimde aşındırılmakta ve yeniden şekillendirilmektedir." diye konuştu.
Türkiye’nin pozisyonu ve diplomasi yaklaşımı
Prof. Dr. Duran, Türkiye’nin krizleri önceden öngördüğünü vurgulayarak, "Suriye ve Irak’ta yaklaşmakta olan krizleri önceden öngördük, Ukrayna’daki savaşta askeri yollarla çözümün mümkün olmadığını ifade ederek diplomatik angajmanlara yöneldik" dedi.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın adil bir dünya çağrısına da değinen Duran, "Cumhurbaşkanımız, sosyal medya ve dijital haberciliğin henüz ilk dönemlerinden itibaren dezenformasyon, algı yönetimi ve bilgi kirliliği üzerinden yürütülen sistematik saldırılara karşı toplumumuzu sürekli olarak uyarmış; bu yeni iletişim çağının taşıdığı risklere dikkat çekmiştir.
Türkiye olarak, 'dezenformasyon çağı' olarak nitelendirilen bu dönemde hakikatin korunmasını bir tercih değil, açık bir sorumluluk ve görev olarak benimsedik. Çünkü biliyoruz ki bilgi, salt bir iletişim aracı değil; aynı zamanda toplumsal huzurun, siyasal istikrarın ve küresel adaletin temel unsurlarından biridir. Bu doğrultuda, sadece devletlerin değil; küresel ölçekte faaliyet gösteren teknoloji şirketlerinin de zaman zaman kâr odaklı yaklaşımlarla manipülatif ve provokatif içeriklerin yayılmasına zemin hazırlayabildiğini görüyoruz. Bu tür içerikler, yalnızca anlık algılar yaratmakla kalmayıp, toplumların sosyal dokusunu zedeleyen, siyasal kutuplaşmayı derinleştiren ve ekonomik dengeleri sarsan sonuçlar doğurabiliyor. Bu nedenle uluslararası toplumu ve tüm paydaşları, hakikatin yanında durmaya, doğrulanmamış bilgiye karşı daha dirençli ve bilinçli bir duruş sergilemeye davet ediyoruz. Son yıllarda yaşanan krizler ve çatışmalar, bu mücadelenin ne denli hayati olduğunu bir kez daha açık bir şekilde ortaya koymuştur." ifadelerini kullandı.
"Dezenformasyon bir iletişim sorunu değil, doğrudan ulusal, hatta küresel bir tehdittir"
Duran, dezenformasyon çağının etkilerine dikkati çekerek, "Bugün Stratcom toplantılarında çağımızın iletişim imkanlarını ve sınırlarını masaya yatıracağız. Hepinizin malumu, iletişim; medyadan dijitale, kültürden kamu diplomasisine uzanan geniş bir etki alanına sahiptir. Bu alanı yönetenler yalnızca gündemi değil, geleceği de belirlemektedir.
Bu çerçevede İletişim Başkanlığı olarak bizler; doğru, teyit edilmiş ve güvenilir bilginin esas alındığı bir iletişim ekosistemini inşa etmeyi temel öncelik olarak görüyoruz. Bugün artık şunu çok net ifade etmemiz gerekir: Yaşadığımız çağda stratejik iletişim, çatışma alanları ve krizler birbirinden ayrı düşünülemez. Üretilen bilgiler yalnızca bir enformasyon olmak yerine, doğrudan bir güç unsuru ve rekabet alanı haline gelmektedir. Günümüzde artık tehditler tankla değil 'yeni trendlerle' dünyamıza girmekte; üstelik mermiyle değil manipülasyonla ilerlemektedir.
Bu nedenle yeni güvenlik mimarisinde hakikatin korunması, en az fiziki sınırların korunması kadar kritik bir sorumluluktur. Bu nedenle tekrar ifade etmek isterim ki, dezenformasyon bir iletişim sorunu değil, doğrudan ulusal, hatta küresel bir tehdittir. Devletlere düşen görev, dezenformasyonlarla oluşturulmak istenen kaos yerine, güven esaslı bir düzen tesis etmektir." dedi. (İLKHA)
- Dezenformasyon
- İsrail
- KATLİAM
- tehdit
- savaş
- algı
- Prof. Dr. Burhanettin Duran
- Uluslararası Stratejik İletişim Zirvesi STRATCOM 2026
- uluslararası sistem